Yalancılık ve Bedeli

İnsan güvenilir olduğunda ve dostlarına da güven duyduğunda, hem kendi ruhsal huzurunu sağlar hem de yaşadığı toplumun huzuruna katkıda bulunur. Atalarımız “Yalanla iman bir arada bulunmaz” diyerek, dürüstlüğün ve güvenilirliğin ne derece önemli olduğunu vurgulamışlardır. Yalan söylemek, yalancı şahitlik yapmak ve yalan yere yemin etmek, ciddi sonuçları olan hak ihlalleridir. Bir insanın başkasına güvenmesi, aldatılmayacağına inanması gereklidir. Bu güvenin kaybolması ise toplumsal yapının temel değerlerini sarsar.

Ahlaklı bir insan yalan söylemez ve yalancı şahitlik yapmaz. Tüm ilahi dinler yalanı günah sayar ve tüm hukuk sistemleri bunu suç olarak görür. Yalan söylemek, insanlar arasında güveni yok eder ve hayatı anlamsız hale getirir. İyi, ahlaklı bir insan olmanın ölçüsü ise doğruluktur. İnsanlar yaşadıkları olayları çarpıtmadan, olduğu gibi anlatmalıdır; susmak bile gerçeği saklamak anlamına gelir. İlgili hadislerde de belirtildiği gibi, “Doğru olun, doğruluk iyiliğe götürür, iyilik ise cennete. Yalandan sakının, yalan kötülüğe götürür, kötülük ise cehenneme.”

Bir yalan, toplumu çürüten, güveni zedeleyen ve öncelikle söyleyene kaybettiren bir davranıştır. Yalan, sadece söyleyen kişiye değil, topluma da zarar verir ve güven duygusunu ortadan kaldırır. İslam dini de yalanı ve yalancılığı münafıklık alameti olarak kabul eder. Müslümanın yalandan kaçınması esastır ve “yalan yere yemin” büyük bir günah olarak kabul edilmiştir..

Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.