Tefecilik Ve Riba

Tefecilik ve riba, vahşi kapitalizmin ürünü olup, üretimden değil paradan para kazanma esasına dayalı bir sömürü sistemidir. İslam dininin reddettiği bu uygulama, insanları bunalımın eşiğine sürükler, intiharlara neden olur, evler yıkar ve ocaklar söndürür. Günümüz çağdaş iktisat sistemi, paranın parayla ticaretini yani faizciliği ve tefeciliği kabul etmekle birlikte, bu durum ekonominin hantallaşmasına ve maliyetlerin aşırı yükselmesine yol açmaktadır. Bu da insanların ihtiyaç duyduğu temel malların ulaşılabilirliğini kısıtlayarak ekonomik krizlerin ve dar boğazların artmasına neden olur.

Ekonominin çalışarak ve üreterek kendi dinamikleriyle yürümesi her zaman sağlıklı ve tercih edilen bir gerçekliktir. Ancak tefecilik ve riba, günümüzde artık bireyler arası bir durum olmaktan çıkıp uluslararası bir sömürü aracına dönüşmüştür. Gelişmiş ülkeler ve dünya ekonomisine yön veren bazı sermaye kuruluşları, faiz ve sermaye aktarımı yoluyla kolay ve yüksek kazançlar elde ederken, borçlandırdıkları ülkelerin iç ve dış siyaseti, ekonomi, kalkınma ve sosyal yapıları üzerinde inanılmaz bir baskı ve yönlendirme faaliyeti yürütmektedirler. Bu yüksek faizli borçlar, borç alan ülkenin kalkınma ve acil ihtiyaçlarına değil, önemsiz alanlara yatırım yapmasını şart koşmaktadır.

Tefecilik ve riba, istihdamı ve maliyetleri olumsuz etkilediği için genel bir insan hakkı ihlali olarak değerlendirilmektedir. İhtiyaçların ve tüketimin aşırı teşvik edilmesi, üretimin azalması sonucu iş ve istihdam imkanlarının azalması ve bozulan gelir-gider dengesi sonucunda insanların kredi faiz sarmalına sürüklenmesi de bu insan hakkı ihlallerinin bir parçasıdır. Kur’an-ı Kerim’de de bu konuya dikkat çekilmiştir: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve artık faizin peşini bırakın. Eğer gerçekten müminler iseniz” (Bakara Suresi, Ayet 278).

Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.