İsraf, insanın sahip olduğu nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmesi olarak tanımlanır. Yalnızca yiyecek, içecek ya da giysi gibi fiziksel ihtiyaçlar değil, zaman, ömür ve sağlık gibi değerli kaynaklar da bu kapsamdadır. Bu nedenle, dengeli bir hayat sürdürmek adına israftan ve cimrilikten kaçınmak gerekir. İhtiyaçları yerinde ve kararında karşılamak, erdemli bir yaşamın anahtarıdır.
İsrafın, insan hakları boyutu da vardır zira dünya üzerindeki nimetlerden hepimiz sorumluyuz. Fazla tüketim, başkalarının hakkını gasp etmek anlamına gelir. Bu konuyu destekleyen Araf Suresi, 31. ayetteki meal şöyledir: “Adem oğulları, yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah, israf edenleri sevmez.” Cimrilik ve savurganlık hem aşırılıktır hem de haramdır; bu iki uç noktanın ortası ise cömertliktir.
Peygamber Efendimiz, “İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir” hadisiyle de bu dengeye dikkat çekmiştir. Modern çağda israf korkunç boyutlara ulaşmıştır. Doymak bilmeyen hırs ve sürekli tüketme arzusu, hem insanın kendi değerlerini hem de çevresini tahrip eder. Açlıktan ölen çocukların yanında, obeziteye bağlı hastalıklarla mücadele eden insanlık çelişkili bir tablo sergiler. Bu durum, ekonomik sistemin tüketimi körüklemesiyle daha da kötüleşir ve bireyler aşırı borçlanmaya sürüklenir.
Bozulan dengeyi yeniden sağlamak için israftan ve cimrilikten kaçınarak, iktisatlı olmayı ve yardımlaşmayı yeniden öğrenmeliyiz. İnsanlık olarak, bu canavar haline gelmiş israf hastalığını aşmak zorundayız.
Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.

