İnsanların malı, canı, namusu ve şahsiyeti tüm dinlerde ve beşeri hukuk sistemlerinde korunmaktadır. Bir kişiye yapmadığı bir konuda suç isnadı yapmak veya olumsuz bir yargıda bulunmak iftiradır ve kişinin kişilik ve şahsiyetine yapılan açık bir ihlaldir. Özellikle namus meselesinde iftirada bulunmak ve bu iftiraya bilerek ya da bilmeyerek katılmak son derece çirkin bir davranıştır. Bu durum, Kuranı Kerim’de Yüce Yaratıcı tarafından kuvvetli bir şekilde uyarılmış ve İslam dininde ciddi cezai müeyyidelere bağlanmıştır.
Kesin bilgi ve açık delil olmadan yapılan yorum ve varsayımlar da iftira kapsamına girmektedir. İslam dini ve Kuranı Kerim, bu tür davranışları kesin bir şekilde yasaklamıştır. Nisa Suresi 112. ayette, “Kim bir hata veya günah işler ve sonra bunu masum birine atarsa, şüphesiz ağır bir iftira ve açık bir günah yüklenmiş olur,” denilmektedir. İftira eden kişinin yapması gereken şey pişmanlık duyup tevbe etmek, hakkı sahibine teslim etmek ve Allah’tan bağışlanma dilemektir.
Tahmine dayalı hüküm, insanların gizliliklerini araştırmak (tecessüs) ve onları arkasından çekiştirmek (gıybet) de yasaktır. İslam ahlakına göre bu davranışlar ayıp, dine göre caiz değildir ve günahtır. Hadislerde de bu konulara sıkça vurgu yapılmıştır. Özellikle Peygamber Efendimiz, “Helak edici yedi günahtan sakının,” hadisinde, iftira atanları da zikretmiştir.
Sonuç olarak, iftira, gıybet ve suizan gibi davranışlar haramdır ve kişinin günah işlemesine sebep olur. Bu tür kötü davranışlar bizim için fayda getirmez; aksine zarar verir. Hem bu dünyada hem de ahirette ciddi sonuçları olacak hak ihlallerine ve hatta hak gaspına neden olabileceği unutulmamalıdır.
Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.

