İnsanın yaratılışı toprakla başlamış ve yaşamını sürdürmesi de toprağa ve çevreye bağlı kalmıştır. İçinde yaşadığımız dünya, Yüce Yaratıcı’nın bizlere muazzam bir lütfu, hediyesi ve emanetidir. Bu emaneti korumak ya da bozmak, insanoğlunun sorumluluğundadır. Şayet şehirler ve tabiat korunmazsa, doğal denge ve düzen bozulur. Bunun ağır sonuçlarına ise öncelikle insan kendisi katlanmak zorunda kalır.
İnsanların çevre ve doğaya verdiği her zarar, sadece kendilerine değil, tüm canlılara ciddi anlamda zarar verir. Bu zarar, hem doğrudan hem de dolaylı olarak hak ihlali anlamına gelir. Mülk Suresi 3 ve 4. ayetlerinde belirtilen “Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin” ifadesi, doğanın mükemmel uyumunu ve bu uyumu bozmanın büyük sorumluluğunu bizlere hatırlatır. İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden kara ve denizlerde düzen bozulmuş ve bu da doğanın tahribatına yol açmıştır.
Günümüzde, teknolojik gelişmelerin yanlış kullanımı neticesinde, toprağın, havanın ve suyun sanayi atıkları ve şehir çöpleri yüzünden büyük bir kirlenme yaşanıyor. Tarım alanlarının ve denizlerin zehirlenip yok olması, insanlara yarar sağlayan birçok hayvan ve bitki türünün giderek tükenmesine sebep oluyor. Bu sürece insanın sosyal hayatındaki hızla büyüyen bozulma ve nükleer tehlikeler de ekleniyor. Tüm bu durumlar, insanın maddi ilerlemeyi tek önemli hedef olarak görmesinin ve manevi değerleri dikkate almamasının bir sonucudur.
Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.

