Çaylar

Bugünkü konumuz dünya toplumunu etkileyen ve insanların büyük keyif aldığı iki içecekten biri olan çay. Kahvenin tarihi 800 yıl öncesine dayanırken, çayla tanışmamızın sadece 100 yıl kadar bir geçmişi var. Çayın hayatımıza Ruslar sayesinde girdiği bilinir; Rus Çarlarından biri baş ağrısını çay içerek iyileştirince, çay Rusya’ya oradan da bizlere yayılmıştır. ‘Semaver’ kelimesi bile Rusçadan Türkçeye geçmiştir ve ‘kendi kendine kaynayan’ anlamına gelir. Bu aygıt sayesinde çay içme alışkanlığı adım adım bize de ulaşmıştır. Türkiye’de çayın tarihinde yaklaşık 90 yıla kadar geriye gidebiliriz.

Çay, salı bitkisinden elde edilir ve mayıs ayının başlarından itibaren 15 günde bir yaprak verir. En iyi çay, mayıs sonunda alınan ikinci biçim çayıdır çünkü bu çay yeni yapraklardan oluşur. Çayın tadını etkileyen faktörler arasında güneş ışığı, rutubet ve toprağın mineral yapısı sayılabilir. Ancak, biz çayla çok fazla haşır neşir olsak da, çayın gerçek tadını pek bilmeyiz. Genellikle çayı şekerle tüketiriz fakat şekerli içilen çay gerçek tadını kaybeder. Açık çay içmenin de aslında bir faydası yoktur; çünkü midemiz çayı gıda olarak algılar ve gerekli sinyalleri beyine gönderir.

Günde iki ila üç bardaktan fazla çay içilmemesi ve çayın koyu ve şekersiz tüketilmesi önerilir. Çayın içindeki tein maddesi zevk ve mutluluk verir. Ancak çok fazla çay içildiğinde bu etki kaybolur. Bu sebeple, bitkisel çaylar ve meyve çayları gibi alternatifler, özellikle mevsimsel özelliklerine göre tercih edilmelidir. Şahsi tavsiyem, günde bir veya iki bardak demli çay içilmesi ve fazlası yerine sağlıklı çayların tüketilmesidir.

Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.