Tekelcililiğin toplumsal zararları

Tekelcilik, bir mal veya hizmetin üretiminde yalnızca bir firmanın faaliyet göstererek fiyatı ve kârı istediği gibi belirlemesi ve piyasada tek başına hâkimiyet kurması anlamına gelir. Bu durum, piyasa ve ekonomi açısından birçok sakınca taşır. Tekelci firmalar, zayıf üreticileri ve tüketicileri baskı altında tutarak, sadece kendi çıkarlarını gözetirler.

İslam dini, ekonomik değerler üzerinde şahıs veya grupların tekelleşmesine karşıdır. Tekelleşmenin toplumda adalet ve rekabet ortamını bozduğu, insanların kaliteli ve uygun fiyatlı ürünlere ulaşmasını engellediği için hem kul hem de insan hakkı ihlali olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden zenginlik tüm topluma yayılmalı; servet birkaç kişinin elinde toplanmamalıdır. İslam dini, faizi haram kılarak ve zekâtı emrederek ekonomik adaleti sağlamayı amaçlar. Ayrıca, din ahlaki açıdan cimriliği kötüleyip cömertliği erdem olarak tanımlar. Zenginlerin malında fakirlerin hakkı olduğu ve bu hakkın mutlaka verilmesi gerektiği vurgulanır.

Bu prensipler, gelir ve giderlerin tüm mali ve ekonomik ilişkilerde dengeli dağıtılmasını, servetin sadece zenginler arasında dolaşarak fakirleri daha da yoksullaştırmamasını sağlar. İslam dini, tekelciliği yasaklamış ve bunu uygulayanları şiddetle uyarmıştır. Zira, tekelcilik toplumsal adaleti temelinden yok eder ve kul hakkı ihlali anlamına gelir. Allah, kulunun hakkına kefildir ve bu hakkın ödenmemesi durumunda ebedi hayatta zorlu bir hesaplaşma olacaktır.

Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.