Her insanın kendine ait bir özel alanı, başkalarının bilmesini istemediği sırları ve kusurları vardır. İnsan yapısı gereği başkaları tarafından takdir edilmeyi, ayıplarının gizli kalmasını ister ve olabildiğince mükemmel görünmeyi arzular. Kusursuzluk yalnızca Allah’a mahsustur. Allah, Settar ismiyle, utanan ve hatalarını gizleyen kullarının ayıplarını örtmektedir. Aynı zamanda, başkalarının kusurlarını araştırmayı ve o kişinin olmadığı ortamlarda doğru dahi olsa konuşmayı yasaklar.
Hucurat Suresi 12. ayeti bu yasağın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır: “Ey iman edenler, zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın.” Bu ayet, zan, tecessüs ve gıybet gibi kötü huy ve alışkanlıkları açıkça yasaklamaktadır. Zan, ciddi şüpheye sebep olacak şekilde tahmine dayalı hükümler vermek; tecessüs, insanların gizliliklerini araştırmak; gıybet ise, bir kimsenin arkasından çekiştirilmesidir. İslam ahlakına göre bu davranışlar ayıptır, dine göre ise günahtır.
Türk atasözleri ve büyük İslam alimlerinin özdeyişleri de bu konunun ciddiyetine işaret eder: “Akıllıysan sırrını açma dostuna, dostunun dostu vardır, o da söyler dostuna.” Hz. Ali, “Sır saklamak bir irade imtihanıdır,” diyerek, sır saklamanın önemini vurgular ve Mevlana’nın “Sus artık yeter, sırf perdelerini pek o kadar yırtma,” sözüyle de gizliliğin korunmasının gerekliliği anlatılır.
Gıybet, topluma ve bireye zarar veren, insanın ahlaki karakterini çürüten vahim bir insan hakkı ihlali olduğu kadar, İslam’da da kati suretle yasaklanmış bir davranıştır.
Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.

