Can ve beden, insana emanet edilen en büyük nimetler arasındadır. İnsan, akıl, irade ve sorumluluk sahibi olmasıyla diğer canlılardan ayrılarak değer kazanır. Bu üstün vasıflar ve özelliklerin bilincinde olarak onları korur ve devam ettirir. İnsan, sahip olduğu bu nimetlerin bilincinde olmalı ve onları emanet olarak görmelidir. Akıl ve beden sağlığı olmadan, diğer sahip olunan şeylerin bir anlamı olmaz.
İnsan, öncelikle kendisine karşı sorumludur. Diğer hak ve sorumluluklarının bilincinde olması ve yerine getirebilmesi, kendisine karşı olan sorumluluklarını koruyabilmesiyle mümkündür. Bedenine maddi ve manevi zararlara sebep olmamalıdır. İnsanın kaderi, kendi iradesi, seçimleri ve eylemleri ile şekillenir.
Günahlara ve haramlara yönelmek, başkalarının haklarını çiğnemek, insanın kendisine ve başkalarına karşı olan sorumluluklarını ihlal etmek anlamına gelir. Bu tür davranışlar, insanı, ebedi hayatta veremeyeceği bir hesapla karşı karşıya bırakır. Bu durumu önlemenin en güzel uyarısı ise şöyle ifade edilir: “Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle”. Hak, insanın ruhunun ve bedeninin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan, bu hakları koruduğunda, başkalarının da haklarını koruyabilir.
Tüm ilahi dinler ve özellikle İslam, canın ve bedenin insana emanet olduğunu ve korunması gerektiğini vurgular. Kur’an-ı Kerim de bu konuda çok sayıda ayet ve hüküm indirmiştir.
Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.

