Bir insanı insan olduğu için sevmek, onun ırkı, makamı veya başka bir özelliği için değil, sadece insan olduğu ve yaratıcının bir eseri olduğu için değerli görmek, hoşgörü ve tevazuyla davranmayı gerektirir. İnsan, başka bir insanda aslında kendini görür; bu yüzden kibirli ve kaprisli insanlara karşı yargılayıcı ve suçlayıcı olmak, aslında kişinin en önce kendisiyle sorunları olduğunu gösterir. Yüce yaratıcı, bizden insana değer veren ve yumuşak davranan kimseler olmamızı ister.
Din özgürlüğü, çağdaş devletlerde insanın temel haklarından biridir. Hoşgörü, din ve ideoloji gibi alanlarda farklı inanç ve düşünceleri anlayışla karşılamaktır. Başkalarının düşüncelerine ve yaşam biçimlerine saygılı olmaktır. Kur’an’ın İsra Suresi’nde “yeryüzünde böbürlenerek dolaşmama” ve “sesini yükseltmeme” gibi öğütleri, tevazunun önemini vurgular. Hadis-i şeriflerde de tevazu gösterip alçakgönüllü olanların Allah katında yükseltileceği ifade edilir.
Şair İbrahim Hakkı “Hiç kimseye hor bakma, incitme, gönül yıkma” derken, Yunus Emre de “Bir kez gönül kırdın ise, bu kıldığın namaz değil” diyerek, insan ilişkilerinde sevgi, saygı ve hoşgörünün ne kadar kritik olduğunu ortaya koymuştur.
İnsan hata ve kusurlar işleyebilir; ama onu hataları üzerinden yargılamadan, bağışlayıcı ve hoşgörülü olmak, insana insan olduğu için değer vermek gereklidir. Bu tutumu benimseyen kimse hem Allah’tan hem de insanlardan dünyada ve ahirette değer görür. Aksi halde, insanları küçümseyen ve kaba davranarak kul hakkı ihlal eden kişi, ebedi alemde bu davranışlarından dolayı sıkıntı yaşar.
Sayın Ali Polat’ın bu konudaki tüm açıklamasını izlemek için video bağlantısına tıklayınız.

